Bir sürü seçenek olmuş artık. Eskiden böyle değildi, hep dutluktu buralar. Ben size benim en sevdiğimi, yeni denediğimi, tüm Türklerin gittiğini, ve bana şiddetle tavsiye edileni yazacağım. Bonus olarak da iki kahvaltı mekanı 🙂

Saint George: Buraya duyduğum aşk başka. Bence Trakya’nın açık ara en iyi restaurant’ı. Ahtapotu müthiştir, pirzolasının tadını unutamazsın, kabak kızartması enfes, varsa panna cotta’yı da dene, masada biri de illa deniz ürünlü risotto yesin. Artık plaja da şezlong atmışlar, hem denize gir hem yemek ye. Yeryüzünde cennet 🙂 Bu arada yunan kahvesi de fena değil. Şu Yunanlar gerçekten hiç bilmiyor kahve yapmayı 🙁

Sarikas: Sahilde yürürken en çok Yunan’ın burada olduğuna karar verdik ve öyle oturduk. Farklı bir sistem yapmışlar; 2-3-4 kişilik balık veya et menüleri var, istediğiniz meze sayısına göre fiyatlandırılıyor. Biz 2 kişilik, 2 mezeli menüyü seçtik. Bir koca tabak dolusu salata, bir büyük tabakta karışık balık (hamsi, tekir, küçük bir parça çipura, ne olduğunu anlamadığım bir balık, midye tava) ve gene büyük bir tabakta kalamar, karides getirdiler. Kola ve Uzo istedik, uzo yanına salamura balık da ikram ettiler. DM tavuk şiş ve patates istedi, meyve suyu içti. Yemek sonrasındaki kahvelerle birlikte 29 euro hesap ödedik. Benim Yunanım işini bilir, doğru yere oturur 🙂 Bu arada salata ve balıklar lezzetliydi, karides fena değil, kalamarı ben sevmedim ama DM bayıldı ve neredeyse hepsini yedi, tavuk ve patates de lezzetliydi. Gene gidip, bu sefer de et menüyü deneyeceğim.

Nisiotiko: Türklerin favorisi, hatta iddia ediyorum ki gelen Türk müşteriler yüzünden fiyatlarını şişiren mekan. Ben gitmemek için sonuna kadar dayandım, başka bir zamanda yanımızdakilerden biri ısrar edince gittim. Onlar çok beğendiler, ben tabii ki Çanakkale’deki Yalova Restaurant daha iyi buradan dedim. Çünkü müthiş önyargılı bir insanım.

Almira: Burasını Klio Otel tavsiye edince, en azından gidip bakalım dedik. Makri’den Dikella’ya doğru sahilden ilerleyin. Dikella sahilde göreceksiniz. Bu kadar sakin bir bölgede, hiç beklemediğimiz tarzda bir yerdi. Kesinlikle standart taverna değil. Biz biraz insan görelim, sahil yolunda turlayalım, merkezde olalım deyince, burayı deneyemedik. Ama aklımıza yazdık, illa gideceğiz.

Fleur de Lys: Merkezde, Fransız tarzı bir cafe burası. İsmi lazımsız bir arkadaş nerede kahvaltı etsek sorusuna geç cevap yazınca, biz o arada başka bir yere oturduk ve burayı kaçırdık. Çok pişmanım, keşke bir de arayıp taciz etseydim. Sonrasında mekanın önünden geçtik, çok hoş. Menünün hepsini yemek istiyorum.

Sea An’ City: Merkezde, sahil yolunda deniz fenerine doğru. Manzarası güzel, omleti ve kahveyi de beğendik. Geceleri bar-cafe’ye dönüyor. Burada eskiden bir taverna vardı, kapandığını görmek üzdü.

Tavsiye

Yeni bir yere gittiniz ve nerede yiyeceğinizi bilmiyorsunuz? Bizim yaptığımızı yapın: restaurant’lara bakın, kalabalıklar arasında en çok yerel dil duyduğunuza oturun.