Çok gez. Ama gerçekten çok gez. Didik didik. Hem yeni yerler gör, hem de sevdiğin yerlere döne döne git. Oranın insanları ile ahbap ol işte. Seni gördüklerinde, bir kalksınlar bir sarılsınlar; sen lokumlar, kadayıflar götür onlara -severler çünkü, biliyorsun-. Sahilde yürürken mesela, şef garson “seninki şuraya doğru yürüdü” desin seni tanıyıp, ya da dükkan sahibi sen dükkandan çıkarken “gene gel” deyip yollasın seni. Gittiğin yerde insanlarla konuş, taksiciler, garsonlar, kafedeki yan masa; aynı dili konuşmasanız bile, bir bak yüzlerine, bir göz göze gelip gülümse. Yan masada doğumgünü kutlanıyorsa, sen de onlarla beraber kutla. Sesin güzelse bir Türkçe şarkı hediye et; inan bana hayatının en güzel hediyesini verirsin o insana. İnsanların sana nasıl sarılacağına -hem mecazi hem gerçek anlamda- inanamazsın. Gittiğin yerde müzik varsa, şarkı bittiğinde, sohbetini böl ve sanatçının gözlerine bakıp alkışla, ya da yemeği beğenirsen, git şefin yanına, teşekkür et. Teşekkür et. Çokça, sıklıkla. İnsanların arasına karış, yanlarına karış. Niye mi? İnan bana çok güzel oluyor da ondan.